Hareketli, mistik ve enerjik takıların yaratıcısı: Zeynep Erol

11 Ekim 2013 13:05

“Amacım tamamen hayatımı, felsefemi ve ruhumu takı vasıtasıyla anlatmak; yapmaya çalıştığım şey bu aslında. Yani takı burada bir araç, sonuç da takıyı takılabilir kılıyor ama mesajı ve enerjiyi kişiye vererek. Takımı satın alıp takmayı seçen insanlar o enerji ve o duyguyla da bütünleşiyor”

Birlik ve bütünlüğü vurgulayan takılarının, şifalı taşların “iyiliklere vesile olduğunu” düşünen bir isim Zeynep Erol. Onu kendi sözleriyle tanımak, tanımlamak gerek. Çünkü “Hepimizin yaşam yolculuğunu kendi deneyimlerimle hikâyeleştirip, takılarım üzerinden anlatıyorum” diyor tasarımları için. Yani Erol’un ortaya çıkarttığı her çalışma, kendi yaşam deneyimini, dünyayı algılama biçimini, kişisel enerjisini taşıyor.

Dünya üstündeki gerçekçi olayların dışında başka şeylerin olduğuna inanan Zeynep Erol, bu mistik havayı takılarıyla bizlere aktarıyor adeta. Ve elbette dans geçmişi olan biri olarak, bu mistik dünyaya “hareketi” de katıyor.
Dediğimiz gibi, Zeynep Erol’un yaşam pratikleriyle şekillendirdiği ve insanın içinde taşıdığı değerleri sembolleştiren takılarını, tasarım serüvenini kendisinden dinleyelim istedik.
Alışılageldiği üzere, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1960 yılında doğdum. Alman Edebiyatı okudum; formasyonum tamamen dil üzerine. 6 sene kadar Almanca öğretmenliği yaptım. Dil eğitimimi ve edebiyat eğitimimi sanata kanalize etme eğilimim aslında benim çocukluğumda bale yapmamla başladı; 14 sene kadar bale eğitimi geçmişim var. Ailemde çok sanatçı var; mimar, ressam gibi. Dolayısıyla böyle bir harman içerisinde sanatı tekrardan nasıl geri alabilirim diye düşünürken takı ve mücevheri öğrenme girişimim başladı.
Eğitiminizi neden bu yönde yapmayı tercih etmediniz?
Üniversitede takı eğitimi yoktu. Dolayısıyla ben heykeli, takı eğitimini ve sanatı, yani duygularımı ifade etmeyi, bu üçünde birleştirmeyi istedim. Kapalıçarşı’da bir atölyede 2 sene kadar takı/mücevher eğitimi aldım. Alyanstan kaynak yapmaya, ciladan bütün fireze motorlara kadar birçok iş yaptım. Birkaç arkadaştık biz, yoktan bir şey var ettik. Benim için bu çok önemli. Yani olmayan bir meslek yaratıldı Türkiye’de bu sayede.
İşi mutfağında öğrendiniz yani… Sonrası?
Eğitim aldıktan sonra 7 sene kadar Ayşe Takı galerisinde, iki senede bir sergi açarak kendimi ifade ettim ve atölyemi de eve taşıdım. Burası neredeyse 17 yıllık bir müessese. Takılarımı kendi başıma burada üretirken ve de sergilerle ifade ederken sektör de gelişmeye başladı tabii ki. Bunun üzerine yanıma iki sadekar arkadaş aldım. Takılarımı hala bu iki sadekar arkadaşla galerinin arka bölümündeki atölyemde üretiyoruz. 200’ün üstünde öğrencim oldu. Bugün aralarında 5-6 kişi takı tasarımı ve mücevher yapabiliyor. Takının kıymetini anlatmak ve paylaşmak adına çok güzel bir süreçti. 17 yıl içerisinde 22-23 sergi açtım. Hikâyeye bağlı kalarak bir bütün oluşturacak şekilde sergiler oluşturdum; Topkapı Sarayı, Aya İrini, Tophane-i Amire ve İstanbul Teknik Üniversitesi gibi yerlerde.
Her şeyi siz atölyenizde mi üretiyorsunuz?
Burada üretiyoruz evet. Sadece mıhlama işlemi için taşları çarşıya gönderiyoruz. El işçiliği ve metal çalışıyoruz genelde.
Beklide en başta sormamız gereken şeyi, şimdi soralım: Takı tasarımı sizin için ne ifade ediyor?
Amacım tamamen hayatımı, felsefemi ve ruhumu takı vasıtasıyla anlatmak; yapmaya çalıştığım şey bu aslında. Yani takı burada bir araç, sonuç da takıyı takılabilir kılıyor ama mesajı ve enerjiyi kişiye vererek. Takımı satın alıp takmayı seçen insanlar o enerji ve o duyguyla da bütünleşiyor. Sadece takıyı, rengini ve metalini beğenerek değil. Burada dıştan içe bir yolculuk var, sadece benim yolculuğum değil benle beraber takılarımı paylaşan, satın alan herkesin yolculuğu oluyor. Dolayısıyla da ben bir şekilde aslında bir bütünlük, birlik yaratmaya çalışıyorum.
Felsefe boyutu yoğun işler üretiyorsunuz. Peki, gerçekçi biri misiniz?
Ben genelde hayatı sorguluyorum. Ayakları çok yere basan bir insan değilim. Hayallerim var; hayallerimi uygulamaya, yaratmaya çalışıyorum. Dünya üstündeki gerçekçi olayların dışında başka şeylerin olduğuna inanıyorum ve onları sorguluyorum. Hindistan gibi mistik ülkelere çok seyahat ediyorum. Buraların kültürü ve enerjilerinden faydalanarak yarattığım konular hep kendimizi ve yaşamı sorgulamak. Sofizmi, Budizmi kullanarak, bütün bu felsefelerle harmanlanarak aslında dünyada varoluşumuzun nedeni gibi konuları takılarla anlatıyorum.
Dans geçmişinizden, Alman edebiyatı eğitimi aldığınızdan bahsettiniz. Bu birikimlerinizin tasarımlarınıza yansıması oluyor mu?
Takılarımda genellikle hareketlidir; bu dans geçmişimin etkisi. Dansı bırakalı çok oldu ama takılar dans etsin istiyorum; üç boyuta da çok yakışıyor. 4. boyut dediğim zaten duygu boyutuydu. Alman edebiyatı okumuş olmamın verdiği hikâye yazma ve onu yaratmayı da takılar üstünden kullanıyorum elbette. Aslında genelde kozmosu, galaksiyi, dünyamızı, insanlarımızı, iç yolculuğumuzu, ruhumuzu sorgulayarak takı yapıyorum.
Tasarımlarınızda melek figürleri dikkat çekiyor, var mı bunun bir hikâyesi?
Sekiz sene kadardır meleklerle ilgili takılar yapıyorum. Bir yılbaşıydı, meleklere çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdi ve melekleri çalıştım. Mesela kaplumbağanın sırtının pozitif enerjisi olduğuna inanıyorum, o malzemeyi de çok kullandım.
Malzeme konusunda sıra dışı olmayı tercih ediyorsunuz yani…
Malzemeyi zorlamayı seviyorum. Farklı, kullanılmamış malzemeleri ısıtarak, değiştirerek kullanmayı da seviyorum. Himalaya’da yaşayan hayvanların boynuzları vardır, takılarımda bunları kullandım. Benim için malzemenin hiçbir sınırı yok, önemli olan hikâyeme uyması. Önemli olan tasarımdır. Taş, tasarıma hizmet eder bence. Taşa göre tasarım değil tasarımlarıma göre taşı kullanıyorum. Tasarımın istediği biçimde taşları kestiriyorum, benimki daha farklı bir yolculuk.
Geleneksel el sanatlarının tasarımlarınızda yeri nedir?
Bir koleksiyonumda telkariyi işledim. Üç kez Mardin’e gittim, telkari ustası bulmak için. Modern kasalarını kendim hazırladım. Telkarilerinin hepsini Mardin’de yaptırdım. Kendimize, kültürümüze ait ve artık yok olmaya yüz tutmuş olan çok kıymetli el işi sanatını insanlara hem hatırlatmak hem de modernize edip bugüne taşımak istedim. Yani bu bir yolculuk aslında, tarihin bir yolculuğu olsun istedim, içine de kendi kültürümüze ait olan öğeleri koyarak. Ve de çok hoş bir sergi ortaya çıktı, çünkü çok modern oldu bu takılar. Avrupa kültürü ile bu topraklara ait olan kültür ve deseni birleştirdiğiniz zaman üçüncü bir yol ortaya çıkıyor. Takılarım 21. yüzyılın takıları, amacım modern ve olabildiğince az metal ile üç boyutun gücünü anlatmak. Aynı zamanda da kendi kültürünüzün alt yapısından gelen o çok hisli formları duygularımla, bazen de çok ufak form detaylarıyla ipucu vererek anlatıyorum.
Heykel yapımıyla nasıl ilişkilendirdiniz takılarınızı?
Takının tekniği ile heykelin tekniği çok yakın birbirine. Özellikle döküm yapıyorsanız takıda, heykel yapmış kadar olursunuz. Takılarımı büyütmek amacıyla heykele başladım; heykelde hiçbir kısıtlamanız yok, istediğiniz ağırlıkta ve büyüklükte yapabilirsiniz, beni bu özgürlük hissi çekti heykele. Mücevherde de heykelde de işin yolunun hep ya akademik ya da işin mutfağından geçecek şekilde olması gerektiğine inananlardanım. Disipline, istikrara ve kendi alt yapımızın gücüne inanıyorum. Tasarlamak alt yapıyı da beraberinde getirir. Yapmayı bilerek, üstüne de tasarımdaki gücünüzü koyduğunuz zaman ortaya koyduğunuz iş daha kuvvetli olur.
Takı tasarım işi oldukça yaygınlaştı, çok fazla insan bu işle uğraşır oldu. Sizce bu bir avantaj mı dezavantaj mı tasarım dünyası açısından?
Takı tasarımı tüketime açık bir duruma geldi. O kadar fazla insan takı tasarlar oldu ki, insanı doyumsuzluğa götüren bir durum bu. Ve yaratılan takıların da kıymetini yok eden bir şey bu, kendimiz yok ediyoruz.
Çok teşekkür ederiz, renkli dünyanızı bizlerle paylaştınız. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Benimki akıntıya kürek çekmek gibi bir şey. Sürüm yapmıyorum, para kazanmayı çok geç ve yavaş döndüren bir düzenim var; bir galerim var butik çalışıyorum, sergiyle kendimi anlatıyorum. Kolay değil yani bu şekilde dönüşüm elde etmek. Çok fazla emek veriyorum. Yaratmakla kendimi anlatabildiğim için ve yapmayı sevdiğim için emek veriyorum.

RÖPORTAJ

Related Posts

Comments are closed.

« »