FELSEFESİ OLAN SAAT ‘KERBEDANZ’

20 Temmuz 2015 11:58

Mitolojilerden ve sembollerden aldığı ilhamla zamana yön veren Kerbedanz, özel hikâyeler üzerinden yarattığı eşsiz tasarımlarıyla üretim felsefesine hayran bıraktırıyor. Seçkin malzemelerle az sayıda üretilen her modelin, kendi oluşum hikâyesini anlatan bir kitapla sunulduğunu dile getiren markanın Yönetim Direktörü Kalust Zorik, “Saat, müşterilerimizi felsefi noktaya çıkarabilmek için bir medyum oluyor, çünkü onlar bunu istiyor. Kollarında tanınmış bir saat taşımak yerine kimse tarafından keşfedilmemiş tasarımlar taşımak istiyorlar. Biz de bu aşamada kendilerine yardımcı oluyoruz.” diyor.

Kimimiz sadece zamanı göstersin ya da fonksiyonel olsun yeter derken kimimiz ise teknik ve görsel tasarımlarıyla öne çıkan saat modellerini tercih ediyoruz. Bunların dışında bir de hikâyeleriyle ve yaratılış felsefeleriyle diğerlerinden ayrılan özel zaman makineleri bulunuyor. Kişiye özgü motiflerle bezeli,  seçkin malzemelerle sınırlı sayıda hatta yalnızca bir tane üretilmiş nadide parçalar… Öyle ki bu saatler, zamanı göstermenin ötesinde efsanelere konu olmuş sembolleri ya da bizzat sizin hikâyenizi küçük kadranlara taşıyarak güçlü etkiler yaratıyorlar.

Daha felsefi ve kusursuz…

Baselworld 2015’de, tüm bu eşsiz çalışmaları korkusuzca daha da derinleştiren bir markanın konuğu olduk: Kerbedanz. Kerbedanz, ayrıntılarda sakladığı mesajlarla efsanelerin gizli gücünü kadrana büyük bir ustalıkla sığdırıyor. Swiss made kalitesi ile bileklere çok derinlerden efsaneleri muhteşem tekniklerle taşıyor. Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Tigran Kerbedanz’ın aile adını taşıyan marka, her bir parçanın tasarım ve geliştirme aşamalarında, malzeme seçiminde mükemmeliyetçilik yanlısı bir tutum sergiliyor. “Güzellik duygusu vermek” sloganıyla yola çıkan Kerbedanz için alegoriler, efsaneler, semboller, kültürel ve insani değerler oldukça önemli. Tüm bu değerleri kullanarak mekanizmasına taşıdığı sanatsal hikâyeyi derinlemesine işliyor.

Her model bir kitap…

Her bir eserin yaratılışı özel ve ayrıcalıklı. Keza sunumu da öyle. Her bir saat, üretim, geliştirme aşamalarını ve hikâyesini anlatan son derece titizlikle hazırlanmış, özel ciltli “Doğuş Kitabı” ile birlikte sunuluyor. Böylece saatle birlikte onu var eden yaratılış sürecine ve hikâyesine de tanıklık etmiş oluyorsunuz. Eşsiz saatler segmentinde yerini alan Kerbedanz’ın üretim felsefesini ve çalışmalarını daha yakından inceleyebilme adına markanın Yönetim Direktörü Kalust Zorik ile yapmış olduğumuz keyifli röportajı siz değerli okurlarımız için derledik.

Eşsiz tasarımlar yaratma adına geliştirdiğiniz bir modeli çok az sayıda üretiyorsunuz ve bu da sizi özel kılıyor. Neler var koleksiyonlarınızda?

Kalust ZorikKalust Zorik: Çeşitli modellerimiz bulunuyor. Üç At, Koi ( Koi bir balıktır ve Japonya’da çok meşhur), Florence (Floransalılara özel üretildi), Celtic Dog, Esperanza ve Paon’u (tavus kuşu) sayabilirim. Ayrıca, kadran tasarımı olarak Çinlilerin beş elementinden (ateş, su, toprak, odun, metal) esinlenerek ürettiğimiz saatlerimiz de var. Kerbedanz olarak son iki yılda 200 adet saat sattık. Bunlardan 140 tanesi tourbillon, 160 tanesi ise tek üretim.

Saatlerinizi geliştirirken ne tür teknikler kullanıyorsunuz?

K.Z: Bazı modellerimizde rölyef denen kazıntıları mikro kazıntılar haline getiren bir teknik kullandık. Kabartma ve oyma tekniklerinin yanı sıra ankraj diye tabir ettiğimiz kenarları kırma işlemlerini saatlerimizde uyguluyoruz. Sadece kadran çalışmalarında kullanılan üç adet aks makinemiz var. Mekanizmalar kendimize ait değil, başkalarının mekanizmasını kullanıyoruz ancak dizaynını biz yapıyoruz. Bir modelimizde, Güneş yaz solstisinde (gündönümünde) 21 Haziran’da kuzeydoğudan çıktığı için gücü ve felsefeyi kuzeydoğuya yerleştirdik. Hayat ise, güneyde olduğu için tourbillon’u güneye yerleştirdik. Etkileyici bir çalışma doğrusu…

Kerbedanz saat ustalarının tecrübelerini ve çalışmalarını anlatır mısınız?

K.Z: 25 kişi bizim için çalışıyor. Ustalarımız, çok uzun saatler boyunca çalışıyorlar. Örneğin, bir tourbillon’u temizlemek yarım günlerini alıyor. Makinelerimizi çalıştırmak için 3 kişi yeterli; fakat el işini yapmak için çoğunluk gerekiyor. Ustalarımız, 15-20 senedir bu işle uğraşıyorlar. Daha önce mücevherat üzerine çalışıyorlardı ancak son dört yıldır saat teknolojisiyle ilgileniyorlar. Biz, “Giving sense to beauty” yani “Güzelliğe duygu katmak” sloganıyla yola çıkıyoruz. Bu nedenle bütün sembolleri, alegorileri ve insanlık tarihinin efsanelerini, bazı ülkelerin elementleriyle kullanıp geliştiriyoruz ki ortaya hermetik bir çalışma çıksın.

Bir saati hazır hale getirmek ne kadarlık bir zamanınızı alıyor?

K.Z: Eğer sadece kadran değişecekse 3 ay içinde yapıyoruz; ama kasa da değişecekse işin tamamı -kitabı dâhil- aşağı yukarı 5 aylık bir süremizi alıyor. Her saat, bir kitapla birlikte satılıyor. Örneğin Celtic Dog saatimize ait kitapta modelin doğuşu, ilk eskizleri, Celticler, köpeğin mitolojik hikâyesi gibi bilgilendirici içerikler yer alıyor. Aynı şekilde Quintum için de kitap hazırlığımız var. Ürünün felsefesini anlatmak önemli bizim için ki bu da farkımızı gösteriyor. Saatçiliği yeni bir boyuta taşıyoruz. Saat bu aşamada, müşterilerimizi felsefi noktaya çıkarabilmek için bir medyum oluyor, çünkü onlar bunu istiyor. Kollarında tanınmış bir saat taşımak yerine kimse tarafından görülmemiş keşfedilmemiş tasarımlar taşımak istiyorlar. Biz de bu aşamada kendilerine yardımcı oluyoruz. “Nedir bu kolundaki?” dedikleri anda, hikâye sizin elinize geçiyor, sohbeti siz yönlendiriyorsunuz. Enteresan değil mi?

Bir saat modelimiz var; bunun için doğum tarihinizi, doğum saatinizi ve doğum yerinizi sembolistimize veriyorsunuz. Sembolistimiz bu bilgiler üzerinden astrolojinize bakıyor ve bütün elementlerinizi tespit ediyor. Ayrıca bir mottonuz yani sevdiğiniz bir söz varsa onu söylüyorsunuz, son olarak da istediğiniz bir renk belirliyorsunuz. Saati, otomatik ya da tourbillon (önde ya da arkada yer alabiliyor) yapabiliyoruz. Ve sonuç olarak size ait bir saat çıkıyor meydana, özünü anlayan bir tek siz oluyorsunuz…

Daha çok hangi ülkelerden talep görüyorsunuz? Müşterileriniz kimlerdir?

K.Z: Doğu Avrupa’nın çok pozitif olduğunu söyleyebilirim. Arap ülkeleri, Üç At modelimizi gördüklerinde hayran kaldılar. Şu an için Amerika ile ilişkilerimiz var. Kiminle çalışacağımızı henüz belirlemedik. Bir de enteresan olarak Hong Kong tarafı başladı. Batı Avrupa ve Rusya da ilişkilerimizin olduğu yerler arasında.

Fransa’daki ilk müşterimiz Briancon’dan çıktı. Daha önce hiç gitmediğim bir yer. Fransa ve İtalya sınırında, dağların içinde kaybolmuş bir yer burası. Böyle bir müşteriyi Paris’ten beklerken Briancon’dan çıkması şaşırtmıştı beni.

Bugün baktığımızda 5 cumhurbaşkanı bizim saatlerimizi takıyor. İran için özel bir seri çıkaracağız. Sembolik saatler daha güzel olduğu için alıcısı için de ayrı bir değere sahip oluyor.

Şu ana kadar Türkiye’den özel bir çalışma isteyen müşteriniz oldu mu?

K.Z: Henüz Türkiye’den bir müşterimiz olmadı. Biz de sembol çok ancak oluşacak mesajı iletebilecek, yönlendirebilecek uygun bir partner gerekiyor. Ülkemiz için şu elementleri ya da şu sembolleri kullanacağız desinler, biz onun üzerine çalışıp üretimlerimizi gerçekleştiririz. Böylece ortaya çıkan ürün, sadece kendi pazarlarına ve kendi müşterilerine ait olur. Sayısı önemli değil, sadece bir tane bile olabilir, çünkü bizim bütün çalışma sistemimiz bir tane yapabilmek için oluşturulmuştur.

Sizle benzer çalışmalar üreten markalar var, onlarla aranızdaki farkı nasıl yorumluyorsunuz?

K.Z: Biz de güzel yapıyoruz; Ulysse Nardin, Louis Monet gibi markalar da güzel iş yapıyor. Bu konuda aramızda büyük bir fark yok, hepimiz İsviçre yüksek saatçiliği içerisinde yer alıyoruz. Farkımız şu ki biz, daha çok sembolizmin içine giriyoruz. Felsefi mesajlar veriyoruz.

Peki, bu felsefenin yaratıcıları kimlerdir?

K.Z: Üç kişiyiz; markanın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Tigran Kerbedanz, dizaynır Aram Petrosyan ve ben. Tasarımları organize etmek için dizaynırla birlikte çalıştık. Kendisini Ermenistan’da buldum ve buraya getirdim. Dört senedir burada yaşıyor, felsefi yönü çok kuvvetli. Her şeyi burada, kendi ustalarımız yapıyor.

Saat endüstrisindeki bu öne çıkışınıza İsviçre saat pazarının tepkisi ne oldu?

K.Z: Baselworld başlamadan bir hafta önce basın kitini ilk biz gönderdik. Tepkiler olacak gibi değildi. Bütün İsviçre basını olumlu yönde bizimle ilgili yazılar yazmaya başladı. O tarihe kadar pek konuşulmasını istemiyorduk, buraya gelip incelesinler istiyorduk.

Üç örnek vermek istiyorum. Girard Perregaux’un Constant Escapement’ını yapan kişi geldi. Kendisine çalışmalarımızı anlattık ve daha sonra, görsünler diye bütün takımını buraya gönderdi. Patek Philippe’ten ise, üç ekip geldi. Keza, Parmigiani Fleurier de neler yaptığımızı görmek için özel olarak geldi. Çünkü saat sanatı üzerine çalışan var fakat felsefesini veren yok. Biz hem sanatı hem hayat felsefesini hem de yaşama sevgisini ileri götürmek için çalışıyoruz. Felsefeyi, tarihi ve sembolleri çok seviyorum; çünkü semboller bize dünyanın sırlarını anlatmada bir anahtar görevi görüyor.

Rakiplerimizle beraber piyasayı geliştirmek için çalışıyoruz, çünkü herkeste bir zenginlik var ve bu zenginlik dağıtılacak. Bu bizim için bir zevk, çünkü hepimize güç verecek. Bizim için gerçek rekabet budur. Herkesin yolu farklı; görüyoruz ki kendi yolumuzla kimseye dokunmuyoruz ve zor olduğu için de diğerleri bizim yolumuza girmeyi pek sevmiyor. İsviçreli firmalar istiyor ki binlerce saat satılsın. Fakat biz bütün sistemimizi bir tane üretmek için, “Kanban just in time” gibi fikirlerle oluşturduk.

Hedefinizde ne var peki, bu sistemle kaç saat üreteceksiniz?

K.Z: 400-500 gibi sayılara ulaşırsak şahane olur. Daha fazlasını istemiyoruz çünkü endüstriyel olduğumuz zaman yok oluruz.

Manşet, RÖPORTAJ

Related Posts

Comments are closed.

« »