FABRİKADAN SANAT GALERİSİNE…

15 Temmuz 2015 10:50

Visconti kalemlerinin Türkiye Distribütörü Primo A.Ş.’nin sahibi Salvo Bahar, ruhunda sanatın sorumluluğunu taşıyor…

Sanayi bölgelerini bilirsiniz, büyük fabrikaların, atölyelerin kurulu olduğu; çoğu zaman kasvetli havanın hâkimiyetindeki yerlerdir. Gridir, renksizdir… Ancak bu yerleşik bilgiyi altüst eden bir yerle karşılaştık Gebze’de. Aslında bir döküm fabrikası, yani kapısında yazan bu. Ancak kapıdan içeri girdiğinizde bambaşka bir dünya karşılıyor sizi bu “fabrikada”. Burası, özellikle genç sanatçıların işlerinin sergilendiği bir sanat galerisi adeta. Daha ilk bakışta ince bir sanatçı ruhun buraya özenle dokunduğunu anlıyorsunuz. Sanatı hem duyan hem de anlayan bir ruhun… Bu isim Primo A.Ş.‘nin sahibi Salvo Bahar. Hakkında çok şey okuduk Salvo Bey’in ama gidip o fabrikayı görmek, sanata olan merakını kendisinden dinlemek istedik. Sohbet ettikçe gördük ki Salvo Bahar’ın merakları çok çeşitli. Kendisi aynı zamanda saat ve kalem koleksiyoneri… Bu renkli dünyanın yaratıcısı renkli insanı tanımak bizim için bir zevkti. Sizler için de öyle olmasını umarız…

Bildiğimiz fabrikalardan çok farklı bir atmosfer var burada. Sanat galerisi adeta. Nasıl bir hikâyesi var bu fabrikanın?

Ben normalde ticaret ve dövizle uğraşan biriydim. Tıraş bıçağıyla başladım bu işe. Merdiven altı denilen yerlerde yaptırıyordum işlerimi. Sonra onlara kızdım, kendime bir atölye satın aldım. Yapa yapa gördüm ki Türkiye’nin bu işe ihtiyacı varmış. Sonra biraz daha makine yaptım, ambalajdan kimyasala, sonra da üretime geçtim. Şu anda 16 bin metre kare kapalı alanda 200 kişi çalışıyor. 100 değişik fabrika var burada.

Genç sanatçılarla yolunuz nasıl kesişti peki?

Camla ilgilenen bir sanatçı arkadaşımız vardı. Evim için bir şey istedim kendisinden, o mozaik çalışan bir arkadaşını getirdi. Devamında oymacı v.b derken çeper büyüdü. Elif Karadayı’nın sergilerinden çok sayıda tablo edindim. Fabrikayı bu tablolarla donattım. Bu böyle karşılıklı desteğe dönüştü. Bende öyle çok meşhur insanların eserleri yok ama sevdiğim genç insanların tablolarını toplayarak onları destekliyorum.

Ben bir bronz tutkunuyum. Salvador Dali tipi bronzları çok özellikli buluyorum. Elimde orijinal 2 tane Dali de var.

Bir de fabrikanızda çıkan yangından sonra arta kalanlardan sergi açmışsınız, bu çok ilginç gerçekten…

Evet, fabrikamız 2009’da yandı ama bu moralimizi bozmadı. Biz orada yanan eşyalarımızı genç sanatçılarla sanat eseri haline getirdik, “Yangından Çıkan Malzemeler” diye bir sergi oluşturduk.

 Sanat merakınıza ailenizin yaklaşımı nasıl?

Ailem alıştı bu duruma. Hatta oğlum ve gelinim de şimdi bu yola girdi. Burada çalışanlar bile kendilerine göre bir şeyler yapıyorlar.

Bu ortamı yaratmak gerçekten ince bir sanatçı ruh gerektirir. Genç sanatçıların işlerinin yanı sıra saat ve kalem merakınızı da biliyoruz. Bize biraz bu meraktan bahsedebilir misiniz?

Ben gerçek bir saat hastasıyım. Ciddi bir koleksiyonum, 80’e yakın saatim var. Hepsi de üst düzey. Kolumdaki Audemars Piguet marka örneğin.

Bu zevk koleksiyon fikrine nasıl çevrildi?

Aslında koleksiyon diye bir fikirle çıkmadım yola. 30 sene önce başladım saat ve kalem işine. Zaman ilerledikçe iş oraya doğru gidiyor doğal olarak. Belirli bir adetten sonra koleksiyoncu oluyorsunuz. Senede 2-3 saat alırdım. Aldıklarım dışında eş-dost da getirir olmaya başladı. Markayı ithal eden arkadaşlar yeni bir saat çıkacağı zaman haber verir oldular. Böyle böyle gelişti ve koleksiyon halini aldı. Yüksek meblağlı bir iş bu ama kaliteli saatlerden daima para kazanma ihtimaliniz var. Bu çöpe atılmış bir koleksiyon değil. Bugün 50 bin dolara aldığınız yarın 100 bin dolar oluyor.

Sizin için en özel saatler hangileri?

Patek Philippe, Vacheron Constantin var.

Peki ya kalemler…

Biliyorsunuz Fransız okulları yazıya çok önem verirler. Bize devamlı yazı yazdırırlardı. Benim de yazım güzeldir. Hatta bütün arkadaşlarım davetiyelerini bana yazdırırlardı. Oradan geldi kalem merakım da. Güzel yazdığınız zaman güzel kalemlerle yazmak istersiniz. Başta ufak ufak kalemlerle başlıyorsunuz, eninde sonunda çıtanız yükseliyor.

Toplam kaç tane kaleminiz var?

200’ün üzerinde kalemim var.

Kalemlerle ilişkiniz bir koleksiyoner olmanın ötesinde. Visconti’nin distrübütörlüğünü de yürütüyorsunuz. Bu nasıl oldu?

Visconti’nin patronu ilk kez Türkiye’ye geldiğinde markanın o zamanki pazarlama işini yürüten kişi bizi tanıştırdı. Distribütörlük konusu o zaman konuşuldu ancak ben pazarlama işini yürütemeyeceğimi ifade ettim. Bunun üzerine bu işi gelinim Eleonora Bahar’ın yürütmesine karar verdik. Böylece Visconti, 1 Nisan 2013 tarihi itibarıyla Primo A.Ş. tarafından temsil edilmeye başlandı.

İlerisi için bir sergi ya da tanıtım düşünüyor musunuz?

Belki bir gün fabrikada Visconti’nin sergi ya da kokteylini yaparız. Bazen mağazalar da benim saat ve kalemlerimi sergilemek için ricacı oluyorlar.

“Bu benim için çok özel” dediğiniz bir kaleminiz var mı?

Son aldığım kalem hep bir öncekini bastırıyor. Tabi ki beğendiğim kalemler var ama tek değildir. Ben farklı kalemleri seviyorum. Visconti’nin son kalemini çok enteresan buluyorum mesela.

Peki, siz bir kalem tasarlasaydınız nasıl bir şey yaratırdınız?

Teknikle karışık bir kalem tasarlardım. Metal, ağaç ve camı kullanarak, bir sürü materyali karıştırarak üretirdim. Özel kalemler üretmeyi düşünüyoruz aslında. Futbol takımlarının ya da daha özel şeyleri konu eden…

Özel bir zaman ayırıyor musunuz koleksiyon parçaları seçmek için?

Belli bir zaman ayırmıyorum çünkü artık seçici bir algı oluşmuş. Bir yerden geçerken, bir mağazaya girerim ve köşede “onu” bulurum. Sanatçı nasıl bunu hissediyor görüyorsa ben de öyleyim.

ArtInternational’ı, Bianel’i takip ediyor musunuz?

Evet, davet ediyorlar zaten, zaman buldukça gidip geziyorum. Severek takip ediyorum.

Son olarak, Salvo Bahar’ın bu renkli ve sanat yoğunluklu dünyası için nihai hedefi nedir?

Ben hayatta çok şeyle uğraştım. Hayalim, bu fabrikada çalıştığım yere kadar çalışıp daha sonra küçük bir atölye yapıp, döküm metal ve tüm bu işlerle ilgilenebileceğim bir oda yapmak. Finansmanı tarafımdan karşılanmak üzere genç yeteneklerle orada üretim yapmak istiyorum.  Müze açmaya niyetim var, sadece zamanını bekliyorum.

 

 

Manşet, RÖPORTAJ

Related Posts

Comments are closed.

« »