Dünyanın Renklerini Saat Dünyasına Taşıyan Bir İsim: Janek Deleskiewicz

16 Nisan 2014 12:24

Janek Deleskiewicz, iş dünyasındaki başarısı kadar renkli yaşamıyla da dikkat çeken bir isim. Deleskiewicz, dünyanın dört bir yanını geziyor, gidip gördüğü yerlerde dostlar ediniyor, bu renkli hayatı müzikle birleştirip yarattığı harmoniyi tasarımlarında yaşatıyor.

Janek DeleskiewiczJaeger-LeCoultre’nin en önemli isimlerinden bir olan Janek Deleskiewicz ile iki yıl önce yine SIHH’de sohbet etme olanağı bulmuştuk. Markanın o günlerde yeni lanse ettiği Reverso-Gyrotourbillon2 ve Duametre Sphere Tourbillon konularımızın ana başlığını oluşturmuştu.

Janek Deleskiewicz, tam anlamıyla bir dünya vatandaşı. Yolculuk yapmayı, yeni kültürler tanımayı, o kültürlerle kaynaşmayı seviyor; ayrıca tam bir saksafon tutkunu. Her hafta sonu gittiği Paris’te ve dünyanın dört bir yanında müzisyen arkadaşları var. Bu renklilik ve çeşitlilik Deleskiewicz’in ruhunu besliyor adeta, her gittiği yerde kendine ait bir şey buluyor sanki. Örneğin saksafonu için aradığı parçayı Alanya’da küçük bir dükkânda bulacak kadar dünya onun.

Deleskiewicz, 1987 yılında Jaeger-LeCoultre’de çalışmaya başladığında, yani saat pazarının en kötü döneminde, markayı yeniden diriltecek adımlar atmayı başardı.  Özellikle markanın efsanevi modeli Reverso için yaptığı doğru çalışmalar adeta firmanın da yeniden doğuşu oldu. Janek Deleskiewicz’un unvanı “Artistik Direktör”,  fakat marka için bundan çok daha fazlası aslında…

Farklılıkları, gelişmeleri böylesine usta bir ağızdan duymak için, görüşmediğimiz iki yıl içerisinde neler olduğunu merakla sorduk.

Günay Demirbağ – Sizinle en son görüştüğümüzden bu yana ne değişti hayatınızda?

Janek Deleskiewicz: Çok güzel olan özel yaşantıma devam ediyorum. Her yere seyahat ediyor ve yeni dostlar ediniyorum. Paris, İsviçre ve dünyanın tüm bölgelerinden ruhuma esans katıyorum. Böylece saat endüstrisinin hem içini hem de dışını keşfediyorum. Bu yıl Meksika’ya gittim, Pasifik kıyılarına bayılıyorum. Çok sık Doğu Asya’ya gidiyorum. Farklı toplumların içerisinde olmayı, kendimi onların arasında hissetmeyi seviyorum.

Günay Demirbağ – Bu seyahatler tasarımlarınızı nasıl etkiliyor?

J.D: Seyahatler tasarımlarımı düşündüğünüzden de fazla etkiliyor. Dünyanın yeni yerlerini keşfetmek çok güzel. Onların dinleri, kültürleri, sosyolojileri, yiyecekleri en önemlisi umutları beni etkiliyor.

 Günay Demirbağ – Jaeger-LeCoultre’de ne gibi değişiklikler oldu?

J.D: Son 2 yıl içerisinde Jaeger-LeCoultre’de oldukça değişiklikler oldu. Organizasyon daha farklıydı. Eskiden devamlı geçmişten esinlenirdik. Şu anda tasarım ekibi ile marka daha çok iletişim içerisinde.

Günay Demirbağ – Tasarım ekibinizden bahseder misiniz?

J.D: Tasarım atölyesindeki tüm arkadaşlarım Fransa, İtalya, Çin, ABD gibi ülkelerden geliyorlar. Bizim için entelektüellikteki farklılık önemli ve gerekli. Böyle kişileri bulup seçmek çok da kolay olmuyor. Onlarla farklı ülke ve şehirlerde karşılaşmak çok keyifli.

Milano’da bir tasarım atölyesi var, kurucusu da muhteşem bir insan. Bu okulun açılması yeni jenerasyonun yetişip, çalışma imkanı bulması açısından büyük bir şans oldu. Burayla ilgili ne yapabilir diye düşündük. Yapacağımız çalışma biraz uzun sürecek çünkü lokasyonlarımız farklı yerlerde. Fakat burada oluşturulacak çalışmalardan çok gurur duyacağımı biliyorum. Benim için en güzel tarafı içimde gizlediğim ateşi yeni jenerasyona aktarabilecek olmam.

Tasarımlarda bizzat kendiniz çalışıyor musunuz?

J.D: Eskiden ben iyi bir tasarımcıydım. Şimdi ise var olan deneyimlerimle oluşturduğum takıma öncülük ve yöneticilik yapmak bana büyük bir keyif veriyor. Bir orkestra şefi gibi onları idare etmem ve yol göstermem gerekiyor.  Daha çok günlerimi tasarımlar çizerek geçiriyorum. Genelde Stephane Belmond ile yeni mekanizmalar, kasalar teknikleri ve geliştirmesi üzerine konuşuruz. Örneğin birlikte Hybris Mechanica’yı yapmaya karar verdiğimizde, yeni bir şekle de ihtiyacı olduğunu düşündük. 2 yıl önce değişik kasalar, değişik parçalar yaparak başladık çalışmaya.  Mimari açıdan, pencereler, safir açık kasalar, değişik materyaller… hepsi üzerinde çalışmalar yapıldı. Basamak basamak farklılıkları yansıttık ve son şekline karar verdik.

Bu yılın çalışmalarından bahsedebilir misiniz bize?

J.D: 7 kişi bu yıl ortaya çıkan modellerin tasarımında çalıştılar. Bu yıl mine çok kullandık, özellikle Atmos ve kadranlarda yer aldı. Örneğin Hybris Artistica bir çeşit icat, onun kadranında farklılıklar yaptık. Ustasını öldürseniz bundan daha iyi bir tasarım ortaya çıkaramazdı kesinlikle.  Muhteşem bir tasarım ve teknik içeriyor.

Secret Reverso modellerinin kasalarını özelleştirmek için mine deseni çok kullandık. Fakat bir tek burada kullanmanın yeterli olmayacağını düşündük ve Artistica’nın kadranında daha farklı bir çalışma denedik. Özellikle Hybris’in sanatsal yönü üzerinde çok çalıştığımı söylemeliyim. Bu yüzden bu modeli Hybris Artistica olarak adlandırdık. Sanatsal gelişim-sanatsal anlatım ile mekanizma arasında bağlantıyı kurmak hiç kolay bir iş değil. Fakat gelecekteki saat modellerinin otomatik kalibreli tourbillon, minute repaeterlı olacağı öngörüsüyle değişik mekanizmalar bulmaya çalıştık. Bunların hepsini Hybris’te uyguladık.

-Modelleri üretirken hangi DNA özeliklerini kullanıyorsunuz?

J.D: Jaeger-LeCoultre’de asla DNA özellikleri değişmez, aynıdır. Geçmişimizde çok fazla esinleneceğimiz örnekler var. Bir tek kasa için değil mekanizmalar için de bu geçerli. Bu geleneksel özellikleri asla değiştirmek istemem. Fakat her zaman bu gelenekselciliğin içerisine yeni icatlar koymak bana zevk verir. Bunu kasada, mekanizmalarda rahatlıkla uygulayabiliyoruz. Diğer saat markalarına bakınca bizim markamızın kodlarını günümüze daha güzel taşıdığını görüyorum.

-Bu yılın saat modası nasıl olacak?

J.D: Bu yılın saat modası çok özel komplikasyonlar içeren ince saatler yönünde. Bizim zaten bu tarz çalışmalarımız vardı. Diğer markalar da bu tarz model üzerindeki araştırmalarını arttıracaklar.

HABER, Manşet, RÖPORTAJ

Related Posts

Comments are closed.

« »